Bugün Doğal Hayatı Koruma Vakfına Üye Oldum

WWF - Doğal Hayatı Koruma Vakfı

Hava güzeldi, İstiklal’de yürüyüşe çıktım. Beyoğlu Fitaş Sineması‘nda durup 2 saat sonraki Sucker Punch filmine bilet aldım.  Çok kalabalıktı. Herkesi görmezden gelerek hiçbir şeye anlam vermeden, dümdüz yorulana kadar yürümeyi düşünüyordum, yarım saat kala da belki tramvaya binip geri dönerim diye düşünüyordum.

Derken liselilerin eylemi geldi aklıma, öğle saatlerindeydi eylemleri Galatasaray Lisesi’nin oralarda. Kendi kendime eyleniyordum, bir polis görsem de sorsam “memur bey eylem devam ediyor mu?” ya da direk “Galatasaray Lisesi ne tarafta?”. “Gerçekten sorsam şaşırırlar mıydı? Ya da kimlik kontrolü yaparlar mıydı?” diye sordum kendi kendime. Bir an için öğle saatlerinde orada olduğumu ve eyleme katıldığımı hayal ettim. Hatta televizyon kanallarının canlı yayınlarında röportaj yapılanlardan biri olduğumu düşündüm. Ne cevap verirdim sorsalar bana “neden katıldınız eyleme” diye senaryolar yazdım boş boş yürürken.

Üzerinde panda tişörtü olan biri ilişti gözüme, eylemin olduğu yere gelmeden. Pandaları çok seviyorum. Geyiğine “pandaların neslinin devamı için çalışıyorum” derdim önceleri “n’apıyorsun?” diyenlere.  İlk defa gerçekten pandaların neslini korumak istedim. Ama üzerinde panda tişörtü olan arkadaşla sadece göz göze geldik. Ya o potansiyel üye olarak görmedi beni ya da ben cesaret edemedim “ne ayaksınız kuzum” demeye. Sadece göz göze geldik. İlerledim. Eylemin gürültüsü vardı hala kalabalık dağılmış olsa da.

Gençler imza topluyordu sınavla ilgili. Hiç şüphesiz yanaştım imzaladım. Baktım 45 dakika var filme. Geriye döndüm tekrar. Giderken geçtiğim yerlerde ne düşündüğümü tekrar hatırlamaya çalışarak. Bu aralar bunu çok yapıyorum. Bir yerden 2. kez geçerken ilk kez geçerken ne düşündüğümü tekrar düşünüyorum. WWF‘yi düşünürken yine göz göze geldik panda tişörtlüyle. Yaklaştım. Sordum “nedir derdiniz kuzum? Elinizde bi klasör, 20 metre gerideki solculardan daha çekingen, potansiyel üyeleri arıyorsunuz”.

Doğrusu haklılar. Anadolu üniversitelerindeki “su altı ragbi takımı” gibi, “eskrim sporu” gibi, “manavdaki ananas, avakado” gibi bi’şey Türkiye’de sivil toplum kuruluşları. Pek sallanmıyorlar, sallanmayı bırakın “burjuva eğlencesi” görülüp horlanıyor bir çoğu. Neyse yanaştım “meraklıyım” dercesine. Önce broşürü açtı vakfın neler yaptığını anlatmaya başladı. Deniz kaplumbağalarından bahsediyordu, kestim. “Biliyorum” dedim. “Büyük kuruluşlarla…” dedi, “geri dönüştürülebilir kredi kartı yapmıştınız” dedim. Kısaca sadede gelmek istiyordum ben. Eminim o da… Çünkü anlattıktan sonra vakfı sevdirip destek alacaktı. 20 metre gerideki solcu kadar ısrarcı ve emrivaki değildi.

Çekiniyordu hayırlı bir iş yapan vakıfa yardım istemeye. Hele ki insanların değer görmediği, saygı görmediği bir ülkede doğaya saygı duyan, doğayı korumaya adanan bir amacı olan bir vakıfa destek istemeye. Her anlatmaya çalıştığını “biliyorum” diyerek kestim. “Haberim var etkinliklerinizden”. Bu haberim var kısmı oldukça kısa sürüyordu her eylem açıklamasına başladığında. “Evet, hıhı, biliyorum…” Çok korktum makarasına ona yanaştım diye düşünecek diye. Dayanamadım sordum “Ben ne yapabilirim?”. “Derneğimize üye olabilirsiniz” dedi. “Tamam hemen üye yapabiliyor musunuz” diye sordum. Açtı siyah klasörünü bi’ form çıkardı, doldurduk. İmzaladım. Belgenin bir kopyasını aldım. O kadar ürkekti ki, üstündeki panda gibi… “Bu resmi bir evraktır”, “istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz üyeliğinizi”, “insanlar çekiniyor, kaçıyor, uzaklaşıyor anlatmaya çalışırken”.

A4 kağıt parçasını imzalarken aklımda canlandı turkuaz mavisi, yüzen kaplumbağalar, kuş cennetindeki kuşlar, uzun kulaklı anadolu vaşakları… National Geographic Tv gibi oldu bir anda düşlediğim şey. Sanki bütün dünyanın enerji sorununu çözmüştüm, bütün pandaları kurtarmıştım. Mutlu oldum o imzayla.

Devam ettim yola. 2 sokak müzisyeni tayfası vardı az ileride. Biri santur ve tef çalan hintli çift, diğeri de kontrbas-çello, saksafon, 3. çalgısı neydi hatırlamadığım yine yabancı bir caz tayfası. “Ulan” dedim “dünyayı geziyor adamlar müzik yaparak. Ya dünya küçük, ya da bi’şey yapılmak istendikten sonra çok kolay”. Bilemedim. Bozuklukları hangine bıraksam karar veremedim. Az ilerde bu sefer bağlama çalan birini gördüm. “Hiç şüphesiz” dedim “yerli sermaye!” Bunları yaşarken, geçerken neler düşündüğümü dönüşte 2. kez düşünürken Chaotic Evil olmaya çalışan Chaotic Good gibi hissettiğimi düşündüm. “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün” dedim, güldüm kendi kendime.

Salona geldim tekrar. Yemek yemek istedim, 15 dakika kaldığını farkedince vaz geçtim. Film festivaline gelenlerin arasına karıştım, aynı saatte hangi festival gösteriminin olduğuna baktım. Yabancıların çokluğu dikkatimi çekti. Alayı turistti gelenlerin. Şaşırdım. Sanki çok gider mişim gibi “Nerde o eski  festivaller” deyip yine güldüm kendi kendime.  Koşa koşa girdim salona “Sucker Punch” izlemeye.

Uzun süredir bekliyordum bu filmi. Ergenliği animelerle atlatan bünyelere oynayan bir gişe filmi gibi görünse de öyle değilmiş onu farkettim. Erkek “nerd“lere ayrı, hatun izleklere ayrı oynuyor film gerçekten. İzlememiş olanınız çoktur. Film hakkında fazla yorum yapmayacağım ancak basit gibi görünen film gerçekten çok karmaşıktı onu farkettim sonlara doğru.

Salonda konuşmalar delirtti beni, film arasında en önde tek başıma oturmaya sevketti. Ama aldığım hazzı anlatamam o başka. Müzikleriyle, kostümleriyle, sahneleriyle tam bir “nerdgasm” yaşattı gerçekten. Bitti 2 çırpıda. Çıktım yemek yedim.

Tavukları yerken Doğal Hayatı Koruma Vakfı‘nı düşündüm. Tavuklar çoktu. Yesem eksilmezlerdi. 21 günde ürüyorlar, hem de zorla. Kaplumbağalar gibi şansa kalmadan hayatları. Doğuyorlar, kesiliyorlar, pişiriyorlar, yeniyorlar. Dışarı çıktım, tavukları sindirmek için.

Kalabalık çok artmıştı.  Sıkıldım. Boğuldum. Kendi doğal yaşam alanıma bilgisayarın başına döndüm. Yaşadığım 5-6 saati paylaştım.  Şimdi sütümü de içtim. Artık rahat rahat uyuyabilirim.. Tatlıyuralar.

Hoşunuza gittiyse bu yazılara da bir göz atın derim..

Arghhh Değişiklik...

Arghhh Değişiklik... yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com

Hiç, bir tv programına bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum..

Hiç, bir tv programına bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum.. yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com

Terzi Kendi Söküğünü Dikemez

Terzi Kendi Söküğünü Dikemez yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com


Bu yazı 16 Nisan 2011 Cumartesi günü Onur Pay tarafından yazıldı

Siz ne diyorsunuz?

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!