Ne ki bu şimdi…

Bir kaç sene evvel burada kuytu köşede kalmış eski bir rum evini önce kitap okuma evine daha sonra kafeye çeviren iki arkadaşıma yardım etmiştim bir süreliğine.. Kafenin, camdan çatılı arka bahçesinde, şöminenin başında Tanju Okan'ın "Öyle Sarhoş Olsam"ı ile başlayıp Amalia Rodrigues'in "Aranjuez Mon Amour" şarkısıyla biten soğuk ama bir o kadar da sıcak şarap geceleri geldi aklıma. Kafka'nın Milena'sını -utanarak söylüyorum- tost ismi yaptığımız, sıcak şarabı ucuz köpek öldürenlerle pişirdiğimiz, hatta frp bile yaptığımız dillere destan Milena Kafe'den bahsediyorum...

Son bir kaç gündür almak istediğim anakart+işlemci+ram üçlüsünü sonunda almaya karar verdim. Daha önce bahsetmiştim benim külüstür Celeron 667 makine artık beni kahrediyordu. Adsense Ekim ödemeleriyle beraber sonunda almaya kesin karar verdim. Dün öğlene doğru uzun araştırmalar sonucu "kendi bölgenizdeki bilgisayarcılardan, internetten alışverişe göre daha ucuza bilgisayar parçası temin edebileceğinize" emin olarak burada tanıdığım bir bilgisayar satıcısına istediğim parçaların siparişini verdim. Öyle mükemmel parçalar değil belki ama Celeron 667'den çift çekirdekli Pentium'a, 256 mb sd ram'den 2gb 667 mhz DDR2'ye geçmek beni oldukça mutlu etti. E yeni bilgisayar şerefine diskleri boşaltıp yeni kurulacak sisteme hazırlamak gerekiyordu kalan parçaları. Her ne kadar hala ide veriyoluyla yaşasalar da, sevgili disklerimin içinde 12-13 senelik birikim yatıyor kıyısında köşesinde..

Dediğim gibi temizlik yaparken güle oynaya birden bahsettiğim Milena Kafe için hazırladığım müzik albümlerini buldum, hazır evde herkes uyuyorken kulaklıkları takıp son ses  Amalia'yı, ilk paragrafta geçen şarkıyı dinleyeyim istedim. Her ne kadar heavy metal müziği sevsem de insanın bir yanı hep böyle güzel seslere boş kalıyor. Daha "mon amooour suur la de fontane mon amoor" diye ilk cümleyi girmeden önce, bir içim ürperdi sonra iki yanağım ıslandı. Soğuktan canım soğuktan =)~ Sonra o sıcak şarap geceleri, kekikli-zeytin yağlı-kaşarlı kahvaltılar ve hatta Çanakkale'nin tüm dengesizleriyle düzenlediğimiz "Kaybedenler Partisi"... Hatırlıyorum da parti davetiyelerini bile resim öğretmeni bir arkadaşımın teklifiyle diğer katılacak 5-10 arkadaşla hazırlamıştık... Ah tarayıcım olsa da size de göstersem o davetiyeleri.. İki nokta koyar koymaz, önce sabah serinliğinin verdiği tuvalet ihtiyacı arkasından odama gidip panoma iliştirdiğim davetiyeye bakasım geldi. Mavi fon kartonu üstünde çizilmiş dans eden bir insan figürü ve kocaman harflerle GEL yazıyor. "26 Kasım 2005, sekiz buçuk, milena kafe" diye de not düşülmüş. Bugüne kadar en çok eğlendiğim günlerden bir tanesiydi. Yıl dönümü olmuş bu arada.

Bunları düşünmeden önce -uzun zamandan beri- şarkıyı ilk dinleyişimin orta yerinde, Portekiz'e özgü halk müziği "Fado" (kader) üzerinden çevirdiğimiz sohbetler ve bu müzik türünü ilk o zaman tanıdığım geldi aklıma. Amelia Rodrigues bu müzik türünün kraliçesi sayılıyor. 45 lere kadar gidiyor şöhreti. Neyse oradan oraya atlıyorum..

Merak ettiğim hani şu yanaklarımı ıslak ıslak yapan neydi uzun zamandır başıma gelmeyen? Bu müzik türünün garip hüznü mü? Yoksa anlar mı? Anılar mı? Kötü bir duygu değildi içimdeki ama ilginç. Anılar aklıma gelmeden  gözlerim doldu, o zaman anılar veya anlar değil.. Ruh, okşanıyor ama bir yandan da garip bir acı çekiyor. Sanat bu olsa gerek. Amiyane tabirle "iki farklı duyguyu aynı anda iteleyebilmek insan ruhuna."

Eee ne anlatacaktım ben? Bilmiyorum günlük yazasım geldi işte içimden. Şarkıyı da bulun dinleyin. Geçti bendeki duygusallık, şarkıyı rapid'e atıp paylaşacaktım sizlerle ama üşendim. Kulaklıkları attım koltuğun yanına, hala cızırdıyorlar. Sabah iyice oldu. Midem yanmaya başlamadan ilacımı alıp gidip biraz kestireyim. Yeni bilgisayar parçalarımın gelmesi daha kısa sürer... Üç nokta arası gülesim geldi yine "arada kaldım" şarkısıyla. Susam sokağında vardı hani arada kaldım taaaam aradaaaa?!?. Bir de "Long Live Umut Sarıkaya".


Bu yazı 29 Kasım 2007 Perşembe günü Onur Pay tarafından yazıldı

“Ne ki bu şimdi…” için 3 yorum yapılmış

  1. Gazoz tarafından Kas 29, 2007 tarihinde yapılmış

    Hatıraların iyisi de kötüdür, kötüsü de… diye bir söz vardır. İnsan hayatını zaman zaman ağırlaştıran şey, hatırlama gücü olsa gerek.

  2. eda suner tarafından Ara 2, 2007 tarihinde yapılmış

    Valla hatıraları bıraktım ben bir kenara daha dün ne yenidiğimi unutur oldum sanal alem yordu bizi sanırım Onurcum ya

  3. ayşegül tarafından Mar 27, 2008 tarihinde yapılmış

    kara kedi ile ilgili resim ararken tesadüfen açtığım bu sitedeki anıların paylaşımı anılarımın hatırlanmasını sağladı…milena yı bikaç kere ziyaret edebildim sadece.acaba halen ordamı?şimdi düşündüğümde rüya gibi benim için çanakkale.güzel bi rüya…

Siz ne diyorsunuz?

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!