Neden günlük yazamıyorum?

Neden günlük yazamıyorum? 

Yazdıklarımda pek günce havası olmuyor biliyorum. Ancak sıradan yaşantıları olan insanları hele ki bilgisayar bağımlısı olanların gündelik yaşamlarında anlatacak pek hararetli aktiviteleri olmuyor. Bir sonraki yazı da bunu denemeliyim hatta yeni konu da çıkmış olur diye düşünüyordum az önceki yazının sonunda. Evet neden günlük yazamıyorum? Bugün şunu yaptım, bunu yaptım bunu yedim şuraya gittim vs… Hatta bu konuda ciddi ciddi kıskandığım bir isim bile var :)~ Barış Ünver. Yaklışık 2 senedir gün gün yaptıklarını yazıyor ve haftada bir de olsa onun günlüğünü kurcalamadan edemiyorum. O da tespitler yapıyor, arıza olduğu konuları yazıyor, yorum yapıyor ve bunların hepsini gündelik yaptığı aktivitelerin arasına karıştırıyor. Deniyorum ben de şimdi günlük/günce yazmayı. Bakalım yazının sonunda ne çıkacak…

Geceleri perdeyi açık bırakmayı severim, sabahları uyanması daha kolay oluyor. Sabah yine pencereden görünmeye başlayınca güneş hırlaya hırlaya açtım gözlerimi (evet kararlıyım edebi bir günce yazacağım). Saat 9 civarı ve günlerden Pazar olması nedeniyle biraz daha yatayım istedim. Sahte bahar havası ve yaklaşık bir haftadır süren soğuk algınlığımdan kaynaklı öksürük nöbetleri tutmasın diye camı açtım. O tatlı serinlik ve yorganın sıcacık ağırlığı öğlene kadar uyutmuş beni. Sevdiceğimin telefonuyla uyandım homurdana homurdana.. Doğru tuvalet sefasına. Daha gözlerimi açmadan tuvalete gidip ayılmayı seviyorum. Banyodaki çamaşır makinesinin üzerindeki bir kez alınıp 1 hafta okunan mizah dergilerine sorabilirsiniz ne kadar vakit geçirdiğimi. (gayet kararlıyım günlük yazmaya) Yüzümü yıkayıp çıkıyorum salona doğru. Bu aralar evde misafir, yeni ev arkadaşı aday adayı Rasim’in yuvası (yuva diyorum çünkü yatakta battaniyenin altına yuva yapmış gibi uyuyor. Umarım okumaz bu arada) gözüme ilişiyor. Rasim kalk diyorum kalkmıyor. Belli ki diğer ev arkadaşımla Ufuk’la sabaha kadar oturmuşlar. Herneyse onu dürtmeyle kaldıramayınca oturuyorum tezgahın başına. Tezgah dediğime bakmayın Ufuk’un canavar makinesi. Hemen internet explorer’a bir tık (sanırım günce burada bitiyor) Google’ın başlangıç sayfası. Hemen hesabım’a giriyorum. Önce bir gün öncesinin adsense gelirlerini kontrol ediyorum.. Sövüp tekrar başlangıç sayfasına oradan Gmail hesabına. Hiç yoksa günlüklere bırakılan yorumların özetleri geliyor karşıma. Bu aralar en büyük geçim kaynağı öğrenciler. Sağolsunlar organ bağışı, batıl inançlar derken iyice üst sıralara çıkarmışlar büyük G’de bloğumu. Herneyse tekrar. Mailleri kontrol edip yorumlara onay verdikten sonra mutfağa gidip kahve suyu koyuyorum. En tatlı sabahlar hep kahveyle başlıyor. Bile bile unutuyorum diye hep fazla koyuyorum suyu. Geriye dönüp kahve suyu kaynarken gündemde neler var şöyle bir bakmak için NTVMSNBC anasayfasına göz atıyorum. (geniş zaman yazıyorum çünkü neredeyse hergün sırasıyla olmasa da yaptığım işler bunlar) Neatorama, Boingboing, Bildirgeç, Blograzzi derken zaten 3. kahvemi içmiş oluyorum. Sıra geliyor günlük içeriklerine.. Bugüne ve son birkaç güne özel sempozyum.net e ilgili haberleri ekledim (geçmiş zaman yazabilirim artık). Yorumları onaylarken bir tanesi dikkatimi çekti. “Tüm eda suner arkadaşlarının okumaları önemle rica olunur” başlığıyla neredeyse tüm bloglarıma bırakılmış bir yorum. Tıkladım linke (link bu) yazıyı okudum. Bloğun başlığı yel değirmenlerine karşı. Gerçekten itinayla yazılan yazıları olan bir blog. Ama bu yorumu bırakılan konuyu görünce hemen yüzüm ekşidi. “Yine mi aynı geyik?” Daha önce sayısız blogda yorum bıraktım bu konu üzerine. Ya bırakın Eda Suner şunu yapmış, bunu yapmış konularını. Eda hanımla ilk bağlantımız blograzzi üzerindendi. Evet hoş beş yorum bıraktı yıldız verdi favorilere ekledi vs. Popüler bir bloğu olduğu için ve kendinden bahsedenlere yer verdiği ayrıca hoş kısa haberler yayınladığı için kendi bloğumda da tanıttım sonuçta işe yarar işler yapıyor. Bunu herkes için yapıyorum zaten. Bloğumun amacı da bu. Arıza olduğum, hoşuma giden, merak ettiğim şeyleri yazıyorum sonuçta. Ama yazı sonrasında, linkleşme sonrasında kek te olduk, Eda Suner mağduru ?!? da olduk o ayrı. Kulak asmıyorum sonuçta danışıklı döğüş ilişkisi. Ben link aldım karşılığında link verdim bunda benim için bir sorun yok. Ama konu uzatıldıkça uzatılıyor, hakaretleşmeler oluyor, kötü şeyler oluyor (şey kelimesini kullanmayı sevmesemde yüzümün ekşiliği hala devam ettiği için böyle yazdım). Herneyse.. Bu konudaki fikrimi daha önce belirttiğim gibi yine belirttim. O blog sahibine dedim ki “Madem yel değirmenlerine savaş açtınız böyle basit konuları bu betimlemeye alet etmeyin” yanisi Eda Suner sonuçta blog yazan başka bir kişi ve kafasına göre takılıyor. Reklam yapma konusunda belli bir taktiği var bırakın boşverin takılsın. Siz niye malzeme ediyorsunuz ki?. Herneyse o bloğa yorum yaptıktan sonra daha önce de bu konuda yorum yapan Barış’ın 

Eda Suner, kendisine yapılan olumsuz yorumları tek tıkla silebiliyor zira kendi onayından geçmeden hiçbir yorum yayınlanmıyor. Buna karşılık olarak, Eda Suner’i kendi blog’larında eleştiren kişilerin yazılarında, yorumcu hangi tarafta olursa olsun yorumları yayınlanıyor, hatta neredeyse hiçbirinde onay kuyruğuna girmiyor bile yorumlar.Bu yüzden Eda Suner’in yazılarındaki yorumlar “ay süpersin”, “takma sen kafana onları canım onlar pis”, “barış ünver ***** şöyle etti böyle etti”, “sen süpersin onları boşver” gibi istisnasız Eda Suner’in tarafındayken bizim gibi Eda Suner düşmanı(?) olarak lanse edilen blog yazarlarının ilgili yazılarında en ağır hakaretlere rastlayabiliyorsunuz.

Görüşlerinize, karşıt görüş olsa bile saygı gösterilen blog’larda; görüşlerinize yalnızca en iyi dileklerinizse saygı gösterilen blog’ları savunurken bir kez daha düşünmenizi rica ediyorum.

Ricası üzerine tekrar düşündüm ve şuna vardım, kimseyi savunmuyorum ancak başkalarının yaptıklarına da çok fazla kafa yormuyorum, yoranların da sebepsiz uğraştıklarını düşünüyorum, yaptığım her yorumda bunu vurguluyorum, ama gündem yaratma çabasında ki kişiler saçma konuları alet ederek boş tartışmalara giriyorlar. Herneyse tekrar. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Kısacası takmayın efendim bunları alan razı satan razı.

Offf günlük yazıyordum değil mi ben?. Barış’ın yoruma neden taktım. :)~ Daha başlangıçta söyledim. Günlük konusunda kıskandığım bir isim. 2 senedir düzenli olarak beyn.org‘ta yazıyor. Ve hergün olmasa da haftada 1-2 girip toplu olarak yazılarını okuduğum bir blogcu. Daha önce kek ilan edildiğim bir başka bir blogda da aynı konuda yorumu takılmıştı aklıma. Herkes kendi çerçevesinde haklı ona da hak veriyorum ama mağdur falan değiliz be abi alan memnun satan memnun. Herneyse. Bu blog yorumu ve Eda Suner üzerine yazılmış yazı hala vaktimi almaya devam ediyor. Günlük yazmaya geri dönüyorum (edebi bir hal de kalmadı artık toparlayayım bari).. O yazılanları bu yazılanları okuyayım derken acıktığımı hissettim. Saat 16:00 civarıydı. Mutfağa girdim dün yaptığım sucuklu kurufasülyeye şöyle bir baktım ve kahvaltı için iyi bir seçim olmadığına kanaat getirdim. Buzdolabını açtım peynir, zeytin, yumurta vs. o da sıkıcı geldi. Rasim kalktı “çok çalışmam lazım” sövgüsüyle giyindi. Ben not toplamaya gidiyorum diye evden çıkarken sordu; “gelirken ne lazım?”.. Akşama pilav var diyerek kahvaltı-öğle yemeği-akşam yemeğini birleştirip gelirken yoğurt getirmesini istedim.. Sonra Ufuk uyandı salona geldi, homurdana homurdana televizyonu açtı. Biliyorum sadece beni bekliyor, bu yazı bitince o da geçecek tezgaha ve rutin işlerine devam edecek. Benim makine (makine dediğim kasasız çalışan hatta çalışmaya çalışan celeron 667 bir bilgisayar) bu aralar sürekli sorun çıkarıyor açamıyorum. Ve günlüğün sonu işte. Yani sabah saat 09:00’dan şu an 18:51’e kadar geçen kocaman bir gereksiz boşa harcanmış vakit (Pazar günü olmasının da büyük etkisi var). Arada somut üretilmiş ne var? 3-5 sempozyum haberi, 2 kişisel günlük yazısı, 3-5 diğer günlük yazıları.. Hepsi bu. Henüz birşeyler yemedim ve yaklaşık bir saat içerisinde de yemeyeceğim. Bu yazıdan çıkarılacak ders Bilgisayar Bağımlılığı zararlıdır. Bilgisayar bağımlısı kişilerin hergün neler yaptığını yazması saçmadır.  BİTTİ.

 Olmadı be günnük. Beceremedim şu günlük yazma işini. En iyisi yine devam, kafaya takılan haberleri malzeme yapmaya.. 

Hoşunuza gittiyse bu yazılara da bir göz atın derim..

onurpay.com 1 yaşında

onurpay.com 1 yaşında yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com

Arghhh Değişiklik...

Arghhh Değişiklik... yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com

Onur'dan Futbol Yorumu

Onur'dan Futbol Yorumu yazısının devamını oku...

http://www.onurpay.com


Bu yazı 11 Kasım 2007 Pazar günü Onur Pay tarafından yazıldı

“Neden günlük yazamıyorum?” için 1 yorum yapılmış

  1. Baris Unver tarafından Kas 12, 2007 tarihinde yapılmış

    Referrer’ları kontrol ederken bi’ baktım burada benden bahsedilmiş :)

    Öncelikle ricamı dikkate aldığınız için çok teşekkür ediyorum. Ben de bu Eda Suner hadisesinden fena halde sıkıldım zira olay sonsuz döngü gibi yerinde sayıyor. Ama yine de fiyasko üstüne fiyasko eklenince bende de bu olayları insanlara bildirme arzusu kabarıyor ve itiraf ediyorum ki şu anda başka bir Eda Suner yazısı üstünde çalışıyorum. Yazı dizisi olması bile muhtemel, o derece. Biraz da bu kişinin haksız yere çok okunmasından da hoşlanmıyorum diyebilirim. Ben kendi blog’umda içimdeki her tür duyguyu size ulaştırmaya çalışırken “o kişi”nin “Ben ona header yaptım, buna logo yaptım, geçen gün boncuktan çiçek yaptım, önceki gün kartondan süt yaptım” gibi yazılarının daha çok beğenilmesini şaşkın ve sinirli bir şekilde izliyorum. Ne yani, ben de günde 600 blog’u gezip her yazıya spam yorum yapar gibi “Çok güzel olmuş canım ♥♥♥♥♥♥ edasunernoktakom” yazıp gitsem de blog’umda çiçek böcek yayınlasam onun kadar ilgi toplayacak mıyım? Kaldı ki Yel Değirmenlerine Karşı blog’unda (şu anda blog’una başka yazı yazmayacağı yazıyor, kötü olmuş) belirtildiği üzere Eda Suner’in kendisini öve öve bitiremeyen yazılara e-postayla falan bile teşekkür etmesi ama kendisine yönelik en ufak bir eleştiri bulunduran belki de hiçbir yorumu yayınlamaması, “Herkes Eda Suner’i Seviyor” fenomenini de sorgulamamıza sebep oluyor.

    Eda Suner olayını geçelim, onu yazı(ları)mda ayrıntılı olarak irdeleyeceğim. Günlük yazma olayına gelelim :) Evet, 2 yıldır yazıyorum ve birkaç gün kayıplı olsa da 2 yıldır hiç aksatmadan giriyorum günlerimin özetlerini. Sana tavsiyem, “özet” yazman olacak. Ben bu yüzden bir deftere falan günlük tutamadım hiç :) Yazdığım günlükler 15 günlük falan oldu, hepsi de “onu ettim bunu ettim gün bitti” şeklindeydi. Onlar da özetti yani. Orada iyi durmasa da sanırım Beyn’de güzel durdu gibi. Yalnız bazen fena halde sıkıcı oluyor. Yani olanağım olsa bile o günün özetini ertesi gün yazmaya karar verdiğim oluyor. Ama hafızanı gözle görülür bir şekilde geliştiriyor, günü tartmanı ve yaptıklarını gözden geçirmeni sağlıyor falan, çok yararlı :)

    “Blog’un çok güzel çok sevdim” tarzı yapmacık yorumlardan kaçınacağım şimdilik, çünkü henüz blog’unu okuma şansım olmadı. Bu yorumu geç bir saatte yazdığım için de okuma işini yarına ertelemek zorundayım. Ama okuduğumda e-posta ile ulaşacağım sana. Şimdilik hoşçakal :)

Siz ne diyorsunuz?

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!