Bilim Kurgu ve Bilim Eğitimi

Ay'a Yolculuk 

Bilim Kurguya ihtiyaç meraktan doğuyor. Sanat dallarında bilim kurguya “şöyle olsa nasıl olurdu?” yada “şöyle olmasaydı nasıl olurdu?” şeklinde iki temel soruya rastlıyoruz. “Bilim bunun neresinde?” Deyip, cevabını aradığımızda kocaman bir simülatörün içinde buluyoruz kendimizi. Bilim Kurgu sanatı bilim adamının laboratuarı gibi. Dünyayı uzaylılar istila etse nasıl olur?, ışınlanma iyiye mi kötüye mi kullanılır?, klonlama ne işe yarar?, su kaynaklarımız tükenirse ne olur?, dünya sular altında kalırsa ne olur? Uzar gider. Hep düşlerimizi, kurgularımızı, gelecek hayallerimizi yansıtmış bu sanat.

Bazen ayrıntıları unutturup efektlerle karıştırmış kafamızı bazen de efektleri boş verip bir kapalı kutuyla anlatmış geleceği… Bahsettiklerim sayısız Bilim Kurgu eserinin ana hatları. Amaç hep bir çerçevede dolanıp duruyor. Merak, Merak, Merak, ve biz bu eserleri okurken yada izlerken büyüsüne kapılıp yok oluyoruz. Başka bir açıdan Bilim Kurgunun amacı insanları geleceğe başına gelebileceklere ve alışılmadık gelişmelere alıştırmak. Örneğin 50 yıl önce insanlara klonlamadan bahsetmeniz çok zor olacaktı. Ama bugün birkaç sinema filmi sayesinde klonlama tekniğini anlatıp ayrıntılarını verebiliyorsunuz.

Buz devrinin birkaç hafta içinde gelişi? Yerin çekirdeğinin birkaç nükleer bombayla ayarlanması? Çatlak bölgelerin açılıp insanları, hızlı trenleri hatta küçük şehirleri bile yutması?... “Gerçekleşir mi?” diyor bilim adamları, son filmlerden “Yarından Sonra”, “Çekirdek” ve TV dizisi “10.5” i eleştirerek. Bilim adamları yıllardır hem küçük hem de büyük yapımlarda kullanılan hatalı bilimin, gerçeği ve kurguyu ayırt edemeyen izleyiciler tarafından yanlış anlaşılmasından korkuyor. Yine de bazı bilim adamları, en tuhaf filmler ve TV programları içinde bile fırsatlar görüyor. Bilim hakkındaki yaygın yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için eğitmenler “kurgu” nun altında yatan bilimsel gerçek parçalarını ciddiye alıyor ve bilim adamları -bedelini ödemeksizin- hatalı sahneleri, gerçek bilimsel kavramlara halkın dikkatini çekmek için bir yol olarak kullanıyor.

Bazı bilim adamları filmlerde ve TV’de, daha doğru araştırma betimlemeleri ve daha iyilik sever bilim adamı portrelerinin kullanılmasının, gençlerin bilim eğitimine yönelmesinde öncü olabileceğini öne sürüyor. Hukuki görevlere duyulan ilgi “Olay Yeri Soruşturma” adlı popüler TV programının gösteriminden sonra artmıştır. Aynı şekilde bazı benzer İngiliz TV programları bilim avukatlarına umudun sadece çalışmak olduğunu önermiş ve başarılı da olmuştur.

Victoria Üniversitesi’nden iklimbilimci Andrew J. Weaver; çarpıcı bir filmle güçlendirilmiş medyanın geniş bir seyirci kitlesine ulaşıp kurgusal olmayan doğa bilimleri hakkında konuşulmasına neden olacağını söylüyor. Bu düşüncesini geçen yaz vizyona giren ve yarım milyar dolar hasılat getiren “The Day After Tomorrow / Yarından Sonra” filmi ile destekliyor.

Bu çarpıcı yapıt uzun “bilimin yanlış sinematik gösterimi” geleneğini takip etti. 1902’deki Georges Méliès imzalı kısa film “Voyage dans la lune / Ay’a Yolculuk” ta, altı gezgin bir kapsülle büyük bir toptan Ay’a fırlatıldı. Gezginler, Ay yüzeyine yerleşmelerinin ardından canı sıkılır!?! Ay yerlileri tarafından kaçırılırlar, kapsüle kaçmayı başarıp onu Ay’ın kıyısından iterek geriye yeryüzüne Atlantik Okyanusu’na düşerek yolculuklarını tamamlarlar.

Sadece birkaç sorun; Hiçbir top bir mermiyi uzaya atamaz. Atsa bile içindeki gezginler gerekli olan fantastik ivmeden sağ kurtulamaz. Aynı zamanda Méliès, Ay’ında Dünyanınkine benzeyen bir yer çekimine sahip olduğunu betimlemiş ancak daha sonra aksine gezginlerin kaçabilmesi için bu yerçekimini reddetmiştir. Teknik eleştiri listesi uzatılabilir, ama asıl konu anlaşılmıştır

Méliès’in 14 dakikalık filminin sahneye ilk çıkışında sonra aynı yüzyıl içinde özel efektler yeteri kadar çok gelişti. Ancak bilimsel gerçeklik öncelik listesinin hep alt sıralarında kaldı. 2 sene önce “The Day After Tomorrow / Yarından Sonra” sının dayanak noktası küresel ısınmanın, okyanusun ısı dengesine aniden müdahale edip sıcak suların Kuzey Atlantik’i ve Avrupa’yı soğutmasıydı. Isı dengesinin aniden bozulması birkaç hafta içinde yeni bir buz çağının başlangıcını getiriyordu.

“Dikkatimi çeken özel efektlerin çok güzel oluşuydu” diyor Weaver. Bununla birlikte günümüzdeki küresel ısınmanın bir buz çağını tetikleyeceği düşüncesini aklından çıkarıyor.  “The Day After Tomorrow / Yarından Sonra” nın altında yatan yanlışları hesaplayabilmek için Weaver ve meslektaşı (Montreal-Quebec Üniversitesinden) Claude Hillaire geçmişteki bilinen küresel soğumaların bilgisayar modellemelerini kullanarak bugünün iklimini çözümledi. Kuşkusuzca, beklenmedik iklim değişikliği meydana gelmiştir –fakat bu beklenmeyen değişiklik haftalar içinde değil on yıllar mertebesinde vuku bulur. Örneğin, Dünya tarihinde birkaç defa ısınma, erimiş buzul-sularının Kuzey Atlantik’e doğru dalgalanmasıyla tehdit oluşturmuştur. 8200 yıl önce Kuzeydoğu Kanada’yı saran buz yaprağı bölündüğünde 163000 kilometre küp hapsedilmiş su Kuzey Atlantik’e karıştı. Bu akın deniz seviyesinin 50 cm yükselmesine ve ısı çeviriminin durmasına yol açmıştır. On veya daha fazla yıl içinde 400 yıl sürecek küresel donmanın da açılışını yaptığını çalışmalar göstermektedir.

Weaver ve Hillaire-Marcel araştırmalarında önümüzdeki 5 yüz yıl içinde ısı çevirimini durdurabilecek akla yatkın bir bilimsel senaryo bulamadılar. Bu çözümlemelerini Nisan ayında Science ve Haziran ayında Kanada-Geoscience dergilerinde yayınladılar.  Bununla birlikte Weaver, medya “Yarından Sonra” ile oldukça fazla ilgilendiği sıralar düzinelerce röportaja rehberlik etti, bir çok radyo şovuna katıldı ve yazıları gazetelerde Avustralya’dan Endonezya ve Singapur’a kadar yayıldı.

Bilimin yanlış betimlemeleri gümüş perde de bununla sınırlı kalmadı. Mayıs ayında uzunca bir dönem TV Ağlarının geniş izleyici kitleleriyle rekabete girdiği zaman NBC Televizyonu 4 saatlik “10.5” mini-dizisini yayına koydu. Bu dizi batı kıyılarını yerle bir eden bir dizi büyük depremleri konu alıyordu. Bu yayın iki yıl içinde en fazla izlenen film ve dizilerin de üzerine çıkarak ilk gecesinde 20.7 milyon sonraki gecesinde de 20 milyon izleyiciyi toplamıştı. Bilim adamları arasında bu ölçüm oldukça azdı.

“Meslektaşım ve ben program yayına girmeden 3 hafta önce dizinin 3 dakikalık tanıtımını gördük” diyor Sakramento - Kaliforniya Coğrafik İnceleme’den Jeolog Rick Wilson; ve ekliyor; “Çok fazla küçük şey yanlıştı ve bir o kadar da büyük yanlışlar vardı.”

Kaliforniya jeologları halkın ilgisini bugünün reel bilimsel bilgilerine çekecek bir fırsat kazanmıştı. Yayından iki hafta önce bilim adamları, yayını hazırlayan NBC ve üyelerine bağlı gazetecilerle röportajlara katıldı. Bu röportajların bir çoğu yerel haber şovlarında yayınlandı. Bununla beraber Wilson, halkın ilgisinin depremle ilgili olaylara çekildiği dönemde, Kaliforniya Coğrafik Ölçüm Merkezinin web sitesi için, ziyaretçileri oldukça şaşırtan bir sinema eleştirisi yayınladı. Eleştirisinde Wilson, adı geçen dizide betimlenen kurgusal olaylar ile bilimsel gerçekleri karşılaştırdı. Gerçek bir değerlendirmeyle Wilson diziye 100 üzerinden –tahmin edeceğiniz gibi- 10.5 puan verdi.

“Bir kere dizide önceden bilim adamlarının belirttiği 10.5 şiddetindeki büyük deprem kesinlikle mümkün değildir. Bugüne kadar ölçülebilecek en büyük deprem 22 Mayıs 1960’ta Şili’de 9.5 şiddetinde 1600 km bir fay hattının kırılmasıyla oluşmuştur. 10.5 büyüklüğünde bir depremin Şili’de sıkışan enerjiden en az 32 kat daha fazla bir enerji barındırması ve fay uzunluğunun dünya çevresinin dörtte biri uzunluğunda olması gerekmektedir. Dünya üzerinde bu uzunlukta bir fay hattı mevcut değildir. Dizideki bir diğer yanlış senaryo da kırılan fayın yayılan ucunun, hızlanan treni yutmadan önce yakalaması. Depremlerin yer üzerinde çatlaklara neden olmasına rağmen fay hattı bölgeleri hiçbir zaman ayrılarak açılmaz. Fay hattının yüzeyleri birbiriyle yakın etkileşim içindedir” diyor Wilson.

10.5’in yayınlandığı günlerde Kaliforniya Coğrafik İnceleme Merkezi’nin web sitesi dizinin yayınlanmadan önceki ve sonraki günlerden iki kat daha fazla ziyaretçi akınına uğradı. Wilson, kusurlu bilimle oluşturulmuş uç noktalardaki şovların halkın ilgisini bilimsel başlıklara çekmesinde oldukça başarılı olduğunu söylüyor....   Kaynak, Sid PERKINS, Science Dergisi, 16 Ekim 2004, sayı 166 s. 250-251   Çeviri ve Derleme; Onur Pay, izin almaksızın lütfen kullanmayınız.


Bu yazı 28 Mayıs 2007 Pazartesi günü Onur Pay tarafından yazıldı

“Bilim Kurgu ve Bilim Eğitimi” için 3 yorum yapılmış

  1. uğur tarafından Kas 15, 2007 tarihinde yapılmış

    vaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaayyyyyy

  2. lale tarafından Oca 1, 2008 tarihinde yapılmış

    bence her insanın buna ihtiyacı vardın bundan dolayı kötüleşe bilir yaşamımızı yitiririz

  3. hayyam tarafından May 1, 2008 tarihinde yapılmış

    iğrenç

Siz ne diyorsunuz?

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!